Reklamı Kapat

Eskiz Sınavı

Editör: SerMimar.Net Tarih: 7 - Ocak - 2011
Sosyal Paylaşım: Paylaş facebook Paylaş linkedin Paylaş twitter

Okul yıllarımızda “eskiz sınavı” adında yarım gün kadar süren bir sınavımız olurdu. O sabah elinizde kağıdınız ve cetvelleriniz ile hazır bulunurdunuz. Kalemlerinizi çıkartırdınız. Boya kalemleri, eğer istiyorsanız sulu boya. Aslında orada olmasını istediğiniz ekipmana bir kısıtlama getirilmezdi. İstediğiniz zaman dergi de bulundurabilirdiniz. Sınavın özelliği başlangıç saatinde orada bulunmalı iidiniz ve bitiş saatinde çiziminizi vermeliydiniz. Bir de elbette kağıdınızı o mekandan dışarı çıkaramadığınız gibi dışarıdan başka bir özellikle çizilmiş bir kağıt getirememeniz idi.

Bu sınavın konusu her defasında farklı idi. Bir defasında mağaza çizebilir, diğerinde bir çocuk odası çizebilir, bir gün geldiğinizde de leblebici dükkanı çizmeniz gerektiğini öğrenirdiniz.

Konulara göre heyecanlı bir süre başlardı. Bazılarımızın ‘ohha artık bu da değil’ dedikleri şeyler olabilirdi. Beni en çok şaşırtan ise hala uykusunu alamamış ve duruma uyum sağlamak zorluğunu yaşayan tiplerin yüzleri idi. Biraz önce uyanmışlığın verdiği o taptaze ifade. Belli ki oraya geldiğini beyin daha algılayamamış. Çok tatlı insanlar idi bir çoğu.

Konuyu alıp isterseniz dışarı çıkabilir, kantinde zaman geçirebilir, ping pong oynayabilir, dalganızı geçebilir ve sonra gelebilirdiniz. İstediğiniz zaman başlayabilirdiniz. İsterseniz kütüphneye gidip orada ne var ne yok bakabilirdiniz. Çok zevkle yapılan bir sınav anlaşılacağı üzere.

Ama beni en çok şaşırtanlar ise ellerinde dergi ile özellikle 80 ‘li yıllarda IKEA katalogları ile oraya gelenler idi. ‘Kuru Kahveci Mehmet Efendi ‘ için dükkan yapacağınızı o sabah öğrendiniz ve elinizde IKEA kataloğu var. Muhteşem.

Mimarlık ve diğer plastik sanatlar için konserve kutuda bekletilebilen bilgiler kısıtlıdır. Bu bilgiler ise sadece teknik verilerdir. Malzeme özellikleri, boyutları, insan davranışlarına dair ölçüler, sandalyenin yüksekliği, koltuk derinliği gibi yüzlerce bilgi. Ancak bunlar hani artık ayakkabı bile alırken saçma sapan kullanımıyla ‘ tarz ‘ veya ‘konsept’ gibi bilgileri içermez. Çünkü analiz ettiğiniz sürece bunları anlarsınız.

İnsan öğrenme şekli temelde kıyasa dayalıdır. Hani şu denklemleri bize kurdurmalarındaki yapıyla aynı. Eğer 3 kilo elma 4 lira ise 1 kilo elma kaç lira hikayesi. Size göre mimarlık bir kocaman şey ise samimiyet ile söyleyeyimki düşünebildiğinizden de kocaman birşeydir. Ama çok da nankör bir meslektir. Her bilmediğiniz şey size özellikle Türkiye gibi gelişimini tamamlayamamış bir ülkede (-) eksi puan olarak derhal yazılır. Çünkü gelişmemekte direnen beyin yapımıza göre kavramlar değil maddeler çok daha iş yaparlar bu ülkede. Yapamadığınız şeyleri sayarak, yaptıklarını ortaya koyan bir çok insan yaşar bu ülkede. Orta bir öğrenimin, ortalama bir okur yazarlığın, ortalama bir evliliğin yeterli olduğu ve fakat ‘ Türkiye’de tek ‘ arabaların ilanlarda satıldığı ülkedir burası. Mercedes’in özel olarak yaptığı bir araç bizim Rıfkı abinin arabası imiş, ama artık yenge de istememiş satıyorlarmış.

Arkadaşlarım ile uydurduğumuz bir şehir var. Tasarımı bize ait olan gariplikleri içinde barındıran bir yer. Adı ‘OHANNESBURG’ .

Rıfkı abinin kahvede yıllar önce anlattığına göre, onun sınıf birincisi olan oğlan …. Sebepsiz yere hoca ile takışıyor gittiği kursta. Ne mi oluyor bu sebeple yazdığı 1. tercih tıp, 2. tercih endüstri mühendisliği, …. yerine 6. tercihi mimarlığa giriyor.Rıfkı abinin oğlu da sonra bizim eskiz sınavına giriyor. Sonra bu adam mimar oluyor ve sonra bir mahallelinin arsasına bir piilan çiziyor. Artık hikaye burada başlıyor.

Futuristik olan da aslında bana kalırsa bu.

Beynimin derinliklerinde okula gitmeden önce bir karton kutudan iki katlı ev yapmayı hayal eden ben. Rahmetli amcamın Almanya’dan getirdiğ ‘Quelle’ mağazasının kataloglarında kendini kaybeden ben. Oyuncak sayfalarında gördüğüm benzin istasyonları, ev , yol ve tamirhaneden oluşan o delirtici şeylerin içinde yaşamayı rüyasında başaran ben. Ayşegül kitaplarındaki kurulmuş dondurma standının randasının uçlarına takılı kalıp , Ayşegül Vapurda’ya bakarken vapurun ucundaki kavisi ömrünce beğenmiş olan ben..4 yaşında çizerken bile gerektiğinden fazla detayla çizen, orta okul sıralarında derste sıkılınca kendine küçük bir köy tasarlayan ben..

Hayatınız aslında size yapacağınız işi gösterir. Ama siz bunu kabullenmeyebilirsiniz veya anlamayabilirsiniz. Ama bunu anlayamadığınız ya da beğenmediniz halde sakın, yaptığı işe aşık insanların mesleklerine müdahahale edip ortalığı kirletmeyin. İnanın benim de çok beğendiğim meslekler var. Ben de Fizikçi olmak isterdim, fotoğrafçı olmayı isterdim, çok iyi bir ahçı olmayı istedim, muhteşem bir terzi olmak, hayatını piramitlere adamış bir Arkeolog olmayı dilerdim.. Ama bunlar sadece hayranlıkla seyrettiğim yapanları alkışlarken içtenllikle gülümsediğim şeyler. Hayata karşı sorumluluğum gereği her işi ehline ama daha ötesinde beyni buna aşık olana bırakın.

Efendim bu blogda ‘futuristik’ bulduğum konuları sizin ile paylaşmayı istiyorum. Bunun için aslında adamın dediğini de çok onaylamadığımı söylemeliyim, pardon yazmalıyım. ” gelecekte yapacaklarımı düşündüğüm için dün aptıklarımı düşünmeye zamanım yok.”

Hanımefendiler ve beyefendiler eskiz sınavı hergün oluyor . Elbette yarını düşünmek için zamanı kaybetmemeliyiz. Ancak garip bir durum oluşmasın diye dilerseniz, hazır değilsek kendimizi hazırlayamadıysak lütfen önce bununla uğraşalım. Bize zaman kazandıracak asıl şey yolculuğa çıkacağımız aracı doğru seçmek. Onu satın almak, ya da yapmak veya onu yolculuğumuza uygun parçalar ile donatmak. Sonra yakıtını ve günlük ihtiyaçlarını yapmak elbette gerekecek. Rıfkı abinin doğan görünümlü serçesine atfen ‘kendimizi kandırmayalım’. Hele bir şekilde elde ettiğimiz o Mercedes’i ‘Türkiye’de tek’ diye gözümüzde büyütmeyelim. İnanın Türkiye’de kullanılması halinde ilk kez görülecek ama dünyada çok fazla kullanılan öylesine çok sıradan otomobil var ki.

Olayları analiz edebilmek için elimizde gerekli olan tüm verilerin olması, bunları yorumlayabilecek kadar bilgiye sahip akıl sağlığı yerinde, kendini duygulardan arındırabilen insanlara ihtiyaç var. Cehaletin en kötü yanı tarafsız olamayacak kadar bilmediklerinden korkmayı akıl edememesidir.

Umarım bir daha yazdığımda okursunuz.

Kaynak: http://blog.milliyet.com.tr/bizimstargate

KATEGORİ: Meslek

ÖNCEKİ KONU: »
SONRAKİ KONU: « 


Yanıt Gönder